İslamiyetten Önce Dünyanın Genel Durumu

İSLAMİYETTEN ÖNCE DÜNYANIN GENEL DURUMU

İslamiyetten önce dünya genelinde yaygın olarak rastlanan din Hristiyanlıktı. İslamiyet’in doğuşu Dünya tarihinin akışını değiştirmiştir. İslamiyet doğuşundan itibaren farklı ırk ve dine mensup geniş kitleler tarafından kısa sürede benimsenmiştir. Çünkü yeni bir Dine susayan, adalet ve huzuru bekleyen insanların yaşadığı bir ortamda ortaya çıkmıştır. Dünyanın genel durumu;

Avrupa:

İslamiyetten önce Avrupa’da kavimler göçü sonucu feodal beylikler hakimdi. Batı Roma’nın yıkılmasından sonra merkezi

bir devlet kurulamamıştı. Bu otorite boşluğu Katolik Kilisesinin Dini ve Siyasi gücünü arttırdı.

Hristiyanlık barbar kavimler arasında yayılmıştı.

Afrika:

Afrika’ya da Bizans hakimdi. Bizans’ın hakimiyeti Mısırdan Libyaya kadar uzanmaktaydı. Ancak

Bizans-Sasani mücadelesi sonucu halk sürekli baskı altındaydı. Habeşistan’da Hristiyanlık

Devletin resmi dini ancak bunun yanında Putperestlikte vardı.

Bizans İmparatorluğu

İslamiyet’in doğduğu 7 yüzyıl başlarında dünyanın en büyük devleti Bizans İmparatorluğu idi. Bu

devlet Roma İmparatorluğunun parçalanmasından sonra 395’te İstanbul merkezli olarak

kurulmuştu. Hakim olduğu topraklar, Balkanlar, Anadolu, Suriye, Filistin, Mısır, Kuzey Afrika’nın

tamamı ve Akdeniz adalarıdır. Bu devlet Roma hukuku, Yunan kültürü ve Hıristiyanlık dini

üzerinde bir medeniyet oluşturmuştu. Çok sayıda soy tarafından idare edilmiştir. Orta Çağ

boyunca yaşayan bir devlettir. Bizans İmparatorluğu 7. yüzyılda Sasaniler ve Balkanlarda

Müslüman olmayan Türklerin saldırıları sonucunda zayıflamıştır. Müslümanlar Arabistan dışına

Çıkınca Bizans İmparatorluğu ile mücadeleye başlamışlardır.

Sasaniler: 

İran’da kurulmuş bir devlettir. Hakim olduğu topraklar İran, Irak, Güney Arabistan ve Azerbaycan’dır.

Sasaniler, İslamiyet’in doğuşu sırasında batıda Bizans İmparatorluğu, doğuda Göktürklerle mücadele

halindeydi. Dünyanın güçlü devletlerinden birisiydi. İslamiyet’in doğduğu Arabistan yarımadasında

hakim olmaya çalışıyordu. Medeniyet alanında Helenistik uygarlığın mirasçılarından birisiydi.

Müslümanların mücadeleye başladıkları ilk devletlerden biri olmuşlardır.

Hindistan:

İslamiyet’in doğuşu sırasında Hindistan’da siyasi birlik yoktu. Bu durum bölgenin sık sık istilaya

uğramasından kaynaklanmaktaydı. Bölgede sosyal tabakalaşma vardı “kast sistemi” hakimdi.

Hindistanda tabiat kuvvetleri esasına dayalı “veda” dini yaygındı.

Arap Yarımadası:

Arabistan’ın büyük bir kısmı çöller ve dağlarla kaplıdır. Yağışlar yetersizdir. İklim şartlarının olumsuzluğu burada yaşayan insanları göçebe (Bedevi) yaşantısına geçmek zorunda bırakmıştır. Yerleşik hayat Yemen’de gelişmiştir. Kuzey Arabistan halkı göçebeliği benimsemiştir.

Güçlü devletler tarım bölgesi olan Yemen’de kurulmuşlardır. Orta Arabistan’ın çöller ve dağlarla kaplı olması tüm Arabistan’a hakim olan bir devletin kurulmasını engellemiştir.

İslamiyet’in doğduğu yüzyılda Arabistan’ın dini ve siyasi merkezi Mekke idi. Mekke’de Kabe’nin bulunması burayı dini merkez yapmıştır. Mekke ticaret yolları üzerinde bulunduğu için en gelişmiş Arabistan kenti idi.. Mekke’yi Kabile liderlerinin seçimle iş başına getirdiği liderler yönetirdi
Arabistan’da Din ve İnanış: Arabistan’da en yaygın din putperestlikti. Mekke’deki Kâbe kabilelerin putlarıyla dolu idi. En büyük tanrıları, güneş tanrısı “Hübel”di. Ayrıca Arabistan’da Hıristiyanlık, Musevilik ve Hanıf adı verilen tek tanrılı dinlere inanan insanlar vardı Kabe Arabistan’da kutsal bir dini merkezdi. Arap kabileleri her yıl haç için Mekke’ye gelirler ve Kabeyi ziyaret ederlerdi.

Ekonomik ve Sosyal Hayat:  Arabistan’da coğrafi sebeplerle tarım gelişmemiş, ekonomide hayvancılık ve ticaret gelişmiştir. Arabistan halkı Hindistan ve Akdeniz limanları arasında ticaret yaparak geçimlerini sağlardı. İnsanların büyük bir kısmı hayvancılık yapabilmek için göçebe hayat tarzını benimsemiştir. Tarım Güney Arabistan ve Hicaz bölgesinde gelişmiştir.

Arap kabileleri arasında kan davaları yaygındı. Kadınlar ikinci sınıf insan görülürdü. Kabileler arasında misafirperverlik ve kan akrabalığına büyük önem verilirdi. Arap kabilelerini, şeyh adı verilen liderler yönetirdi. Geleneklerine son derece bağlıydılar.