TARİH BİLİMİ

TARİH BİLİMİNE GİRİŞ


Tarih nedir ?

TARİH,

  • geçmişte
  • yaşamış insan topluluklarının yaşayışlarını, birbirleri ile olan ilişkilerini,
  • yer ve zaman belirterek
  • sebep-sonuç ilişkisi içerisinde,
  • kaynaklara dayalı bir şekilde
  • objektif olarak inceleyen bir

BİLİM DALIDIR.

Tarih (history, historei, storia) bilminin konusu;

  • İnsan faaliyetleridir.

ÜNLÜ İSİMLERDEN TARİH TANIMLARI

  • İbni Haldun: İncelemek, düşünmek, araştırmak ve varlığın sebep ve sonuçlarını dikkatle anlamak ve olayların oluşunu ve gelişimini inceleyip bilmektir.
  • Edward H. Carr: Bugün ile geçmiş arasındaki bitmeyen diyalogdur.
  • Peter Novick: Birbiri ile rekabet eden tez ve hipotezlerden oluşan bir bataklıktır.

Napolyon: Herkesin üzerinde anlaştığı bir yalandır.

Tarih kelimesinin Batı dillerindeki tüm karşılıkları Yunanca ‘istoria‘ (Latince: historia, İtalyanca: storia, Fransızca: historie, İngilizce: history, Almanca: historie) kelimesinden gelmiştir.

Tarihin babası olarak nitelenen Herodotos, ‘istoria’ sözcüğünü ilk olarak sadece doğal olaylara ilişkin bilgi birikimi dışında, insan topluluklarının başından geçenleri kaydetme yoluyla edinilen bilgi anlamında da kullanmıştır. Herodotos, yazdığı kitaba “İstorias Apodesis”, yani “tanık olunan ve haber alınan şeylerin anlatımı” adını vermiştir.

Bilimsel tarihçiliğe Herodotos’dan sonra büyük katkı sağlayan Thukidides, istoria terimini sadece aktarma ve kaydetme işi değil, aynı zamanda geçmişte kalan toplumsal olayları değerlendirme ve yorumlama etkinliği anlanda da kullanacakr.

  • Devletlerin ve medeniyetlerin yükselme ve çöküşü doğal kaderin bir sonucu olarak kabul edilmiştir.
  • İbn Haldun, bu kaderci anlayışı bir teori haline getirmiştir.
  • Fakat aynı zamanda tarih biliminin gelişmesine önemli katkı sağlamış; tarihi hadiselerin doğru olarak ortaya çıkarılmasında sorgulayıcılığı, tarihi olayları hikaye nakilciliğinden ibaret olmadığı, olayların sebep ve sonuçlarını incelemesi gerektiği görüşünü ilk ortaya koyan ve eserini bu doğrultuda yazan İbn Haldun olmuştur.

İbn Haldun, araştırmacı tarihçilik ile kaderci anlayışı şu ifadeleriyle formüle etmiştir: “Tarih, insanların ve kavimlerin hal ve durumlarının nasıl değişmiş olduğunu, devlet sınırlarının nasıl genişlemiş, kuvvet ve kudretlerinin nasıl artmış bulunduğunu, ölüm ve yıkılma çağı gelinceye kadar yeryüzünü nasıl imar ettiklerini bize bildirir. Bu tarihin zahiri manasıdır. Tarihin içinde saklanan mana ise incelemek, düşünmek, araştırmak ve varlığın  sebep ve illetlerini dikkatle anlamak ve hadiselerin vuku ve cereyanının sebep ve tertibini inceleyip bilmekten ibarettir.“

Tarih yazıcılığını hikaye etme, anlatma etkinliğinden çıkarıp onu izah etme, açıklama ve onların nasıl ve neden ilişkisini kurma seviyesine yükselten İbn Haldun’un geliştirdiği bir tarih eleştirisi ve tarih felsefesi görüşüne Batı Felsefesinde ancak 18. yüzyılda rastlanacaktır.

  • Avrupa’da Aydınlanma Çağı’nın akılcı tarihçilerine kadar, olaylar mutlak kaderin bir sonucu olarak ve ahlaki bir öğreti çerçevesinde ele alınmaktaydı.
  • Bu hikayeci anlayışa ilk yıkıcı darbe ancak 1830 yılında Alman tarihçi Leopold von Ranke’den geldi.
  • Tarihin bir kader olduğu anlayışına sahip olan Ranke, tarih biliminin gelişimine önemli katkılarda bulunmuştur.
  • Her şeyden önce tarihin, felsefe ve edebiyattan bağımsız, ayrı bir disiplin olarak kabul edilmesini sağladı.
  • Tarihe en önemli katkısı ise belge inceleme ve kritik etme yöntemini geliştirmesi olmuştur ki, bugünde pek çok ülkede tarih bölümlerinde verilen eğitiminde belge değerlendirme dersleri Ranke’nin koyduğu ilkeler doğrultusunda yürütülmektedir.

UYARI

Ranke, /i geçmişi yargılamak, gelecek çağlann yaran için bugüne yol göstermek gibi yüce bir görevi tarih üslenemez. Tarih yalnızca ne olduysa (nasılsa) onu öyle göstermek ister” degerlendirmesi ile tarihsel yoruma karşı çıkmıştır? Yanı tarihçinin görevinin sadece olgulara dayanan objektif bir tarih (belgelerde kaydedildigi şekliyle tarih) ortaya koymak oldugunu savunur. Ranke’nin geliştirdigi bu teori kendinden sonra üç kuşak Alman, İngiliz ve Fransız tarihçileri tarafından bir büyü gibi takip edilmiştir.

1900‘lerin başında İngiliz tarihçileri bu olgular tarihine daha ileri bir derecede sahip çıktılar. Bunlara göre, tarih doğrulanmış bir olgular kümesidir. Tıpkı bir balıkçının tablasındaki balıklar gibi belgeler, yazıtlar gibi kaynaklar içinde olgular hazır dururlar. Bu tip tarihçiliğin savunucusu Cambridge Modern History’nin editörü olan Lord Acton, yazarlara gönderdiği yönerge yazıda isteğini şu şekilde bildirmiştir:

 “Bizim Waterloomuz Fransız ya da İngiliz, Alman ya da Hollandalılar  için aynı derecede doyurucu olmalı, hiç kimse yazarlar listesine bakmadan, Oxford piskoposunun yazısının nerede bittiğini ve yazıya Fairbaim’in mi yoksa Gasquet’in mi, Liebermann’in mı yoksa Harrisan’un mu devam ettiğini  anlayamamalı.”

Belgelerin aynen alınmasına dayanan olgular tarihçiliğini makas-zamk tarihçiliği olarak niteleyen Collingwood, özerk, yaratıcı olmayan çalışmanın bilim olamadığını görüşünü ileri sürmüştür. Ona göre bu, hazır bilginin bir kitaptan ötekine aktarılmasından başka bir şey değildir. Collingwood’a göre tarih, tarihçinin zihninde oluşandır. Tarihsel düşüncenin özelliği en yalın biçimiyle seçme işinde görülür. Tarihçi, olguları ortaya çıkardıktan sonra esas iş olarak onların arasından seçer ve onların ne anlatmak istediğini keşfederek yorumlar .

Çağdaş tarihçilik olguları değerli saydığı gibi onların değerlendirilmesini daha da önemli saymaktadır. Bu konuya en önemli yaklaşımı Carr getirmiştir: “Olgular ve belgeler tarihçi için zorunludur. Olgular ve belgeler kendi başlarına tarihi oluşturmazlar, içlerinde “tarih nedir?” sorusuna hazır bir cevap taşımazlar … Tarihin olgulan bize hiçbir zaman an olarak gelmezler, çünkü an bir biçimde varolmazlar. Her zaman kayıt tutanın zihninden kınlarak  ansırlar. Bir tarih eserini ele alınca ilk ilgileneceğimiz, içindeki olgular değil, onu yazan tarihçi olmalıdır … Çağdaş tarihçinin iki  görevi birden vardır: Az sayıdaki anlamlı olguları bularak onları tarihin olgulanna dönüştürmek ve pek çok olgulan tarihi değildir diye bir kenara bırakmak … Tarihçi olguların ne aciz bir kölesi ne de zalim bir efendisidir.

Tarihçi ile olgulan arasındaki ilişki bir eşitlik, bir alışveriş  ilişkisidir. Tarihçi olgulan olmaksızın köksüz ve boş, olgular  tarihçileri olmadan ölü ve anlamsızdır … “

1929 tarihinden sonra Fransa’da Lucien Febvre ve Marc Bloch’un önderliğinde Annales dergisinin başlattığı akım, olaysal olmayan toplumsal tarih anlayışının gelişmesinde öncülük etmiştir. Tarihçilikte artık tekil olaylarla birlikte tekrarlanan olayları da, bilinçli olayların yanında bilinçsiz olayları da ele almaya başlanılmıştır. Tarihçiler sosyal bilimlerin diğer alanları olan ekonomi, sosyoloji, antropoloji, demografi, psikoloji, dil bilimi gibi disiplinlere yönelmişler ve bu disiplinlerde de kendilerini yetiştirme ihtiyacı içinde olmuşlardır. Böylece tarih, tüm insan bilimlerini iyi kötü, ama kararlı bir biçimde kavramıştır; yanı tarih kendini bir bütünsel insan bilimi haline getirmeyi ist.emiştir

Sosyal tarihçilik Türkiye’ye Ömer Lütfi Barkan ile girmiştir. Barkan, Fransa’da Bloch ve Febvre’nin Anales Dergisini çıkardıkları Strasburourg Üniversitesi’nden mezun olmuş ve daha sonra Fernard Braudel ile yakın arkadaş olmuştur.

Barkan, Osmanlı Tahrir Defterleri üzerinde çalışmalar başlatarak sosyal ve ekonomik tarih konularını işlemeye başlamıştır.

1950′ de Halil İnalcık, sosyal tarihçiliği benimseyerek tahrir defterlerine ve şer’iyye sicillerine dayalı eserler neşretmiştir. Bu iki tarihçimizin önderliği sayesinde gelişen sosyal ve ekonomik tarih araştırmaları Türkiye’de gelişmiştir.

Niçin Tarih Öğreniriz?

Aşağıdaki tarihçilerden hangisi tarih öğreniminin insanlarda ahlak şuurunu uyandırıp millî manevi değerlerin gelişmesinde etkili olduğunu savunmuştur?

  1. A) Ernest Bernheim
  2. B) Mübahat S. Kütükoğlu
  3. C) Fernand Braudel
  4. D) Jackson turner
  5. E) Lucien Febre

Olay ve olgu arasındaki fark nedir?

OLAY

  • Hayat içerisinde, tek tek meydana gelen değişmelere denir.
  • Olaylar belli bir süre içerisinde meydana gelir.

OLGU

  • Zaman içinde uzun sürede oluşan durumlar ise olgudur.
  • Olgu olaya göre daha soyut ve geneldir.
  • Belli bir yer ve zaman söz konusu değildir.
  • Olayı olgudan ayıran diğer bir özellik olayın başlangıç ve bitiş tarihinin belli olmasıdır.

Tarihi Olayların Özellikleri

Süreklilik

Neden-sonuç ilişkisi

Yer zaman ve dönemin koşulları

Tarihçinin Dikkat Etmesi Gereken Kurallar

  • Olay fosilleşmeli
  • Olayın gerçekleştiği yerde araştırma yapmalı
  • Objektif olunmalı
  • Neden-sonuç ilişkisi kurulmalı
  • Ulaşabildiği tüm belgelerden yararlanmalı
  • Olayların günümüzle ilişkisini kurmalı
  • Kural koymamalı genelleme yapmamalı

Tarihin Kaynakları

Geçmişten günümüze kalan ve tarih hakkında bize bilgi veren, her türlü malzemeye kaynak ya da belge denir. Kaynaklar oluştuğu döneme ve tarihçinin kullanım önceliğine göre iki gruba ayrılır.

  1. Birinci elden kaynaklar: Tarihî olayın geçtiği döneme ait kitabeler, paralar, arkeolojik malzemeler, sanat eserleri gibi her türlü bulgulardır.
  2. İkinci elden kaynaklar: Olayın geçtiği döneme yakın ya da o dönemin kaynaklarından yararlanılarak meydana getirilen eserlerdir. Bunlar genelde geçmişte yazılmış tarih kitaplarıdır.

SÖZLÜ KAYNAKLAR

Efsaneler

  • Genellikle gerçek kişilerin gerçeküstü hikayesidir.
  • Efsaneler dilden dile anlatılagelmiş, çok eski anlatılar olup ortak (anonim) halk edebiyatı ürünleridir.
  • Efsanelerin konuları bir kişiye, bir olaya veya bir yere dayandırılır.
  • Efsanelerde anlatılanların, bir ölçüde de olsa, inandırıcılık özelliği vardır.
  • Efsanelerde çoğu zaman, olağanüstülük ağır basar.
  • Efsanelerde açıklama amacı vardır.
  • Efsaneler, bir bakıma, mitlerin modernleşmiş şekilleri olarak ifade edildikleri için, kutsal ögeler de taşırlar.

Mitler

  • Kutsal kabul edilen bir hikaye ya da geçmişte olup bitmiş bir olay konu edinilir.
  • Her zaman yaradılışı anlatır. (Bir şeyin doğuşu, ortaya çıkması)
  • Ait olduğu toplumun dini yaşantıları ile bağıntılıdır.
  • Ritüel Mitleri: Dinî uygulamaların yapılışını ya da anlamlarını açıklayan mitlerdir.
  • Köken Mitleri: Bir adet, isim, nesne ya da canlının kökenini açıklayan mitlerdir.
  • Kült Mitleri: Bir ilahın gücünü gösteren kompleks kutlamaları açıklayan mitlerdir.
  • Prestij Mitleri: Kutsal kabul edilen bir halk kişi ya da şehirle ilgili mitlerdir.
  • Eskatolojik Mitler: Dünyanın sonunun nasıl geleceğini açıklayan mitlerdir.
  • Sosyal Mitler: O anki sosyal değer ve uygulamaları savunmak veya güçlendirmek amacını taşıyan mitlerdir.

Mit-Efsane İlişkileri

  • Efsanedeki olayların geçtiği zaman, mittekilerin zamanına göre, daha yakın bir geçmişe aittir.
  • Mit ve efsaneler, her ikisi de anlatıcılar ve dinleyicilerce, gerçek olarak kabul edilirler.
  • Mitlerdeki olayların geçtiği dünya çok eski, bilinmeyen, mitolojik bir dünyadır. Oysa efsaneninki bilinen bizim dünyamızdır.
  • Mitler her zaman bir kutsallık taşırlar. Oysa bu özellik efsanelerin tümünü kapsamaz.
  • Mitlerde tanrılar ve yarı-tanrılar olduğu halde, efsanelerde tarihi ve yarı-tarihi kahramanlar vardır.

Destanlar

  • Olağanüstü kahramanlık hikayelerini uzun ve manzum bir şekilde anlatır
  • Bir milletin hayal gücünü en iyi şekilde destanlar gösterir.
  • Destanlar bilinçli bir çaba ve kişisel yetenekler sonucunda ortaya çıkmıştır. Yani kendi kendine doğmamıştır.

Uyarı: Ancak destanların anonim ve kolektif yanı da vardır.

  • Destanın kahramanı bir çağın ülkü edindiği nitelik ve kavramların temsilcisidir.
  • Destanlar geçerliliğini hiçbir zaman kaybetmez.

Destanlarda dört tip vardır:

  • “Alp” tipi (savaşçı, cesur, korkusuz kişi)
  • “Alperen” tipi (savaşçı, cesur, korkusuz ve aynı zamanda bilgili kişi -alp ve veli tipleri arasında bir geçiş dönemi-)
  • “Veli” tipi (yol gösteren, pir(usta) kişi)
  • “Modern insan” tipi (Günümüz için istenen, ideal insan tipi)

Bazı destanlarda, anlatılan bölüm hikâye, karşılıklı konuşmaların ve seslenmelerin olduğu bölüm nazımdır. Yani nazım ve nesir iç içedir. (Destanların aslı manzum örneklerdir)

Bir milletin destanının olabilmesi için;

  • Köklü bir geçmişe sahip olması
  • Milletin hafızasında unutulmaz olayların yaşanmış olması

gerekir.

İnsanlar tarih biliminin gelişmesinden önce destanların gerçekliğinden şüphe etmiyordu.

Ancak yine de destanlardan bazı unutulmuş tarihi olayların izlerini yakalamak mümkündür.

Destanlar Araplarda esatır batıda ise myth olarak geçer.

Destanlar ikiye ayrılır.

Yapay Destanlar

Doğal destanların oluşumunda üç aşama

ÖNEMLİ BAZI DESTANLAR

Yunan

İlyada ve Odysseia (Homeros); Yunanlıların Troya Savaşı’na gidiş ve dönüşlerini anlatır.

Sümer

Gılgamış: Bilinen en eski destandır. MÖ 3000 yıllarında Mezopotamya’da ortaya çıkmıştır.

İran

Şehname (Firdevsî): İran – Turan mücadelelerini, İran’ın ulusal kahramanı Rüstem’in yiğitliklerini ve Büyük İskender’in İran’ı işgalini anlatır.

Alman

Nibelüngen: V. yüzyılın ilk yarısındaki Hun – Germen savaşlarını anlatır.

Hint

Ramayana: Ayadhya Prensi Rama’nın yaşamını anlatır.

Mahabharata: Kaurava’nın Pandavalara karşı savaşlarını, Krişna ve Arcuna’nın kahramanlıklarım anlatır.

Harivamşa

Fin

Kalevela (Elias Lönrot): Doğaya karşı savaşan Finlerin erdemlerini, bilgeliklerini anlatır.

İngiliz

Beowulf: Yiğit Beowulf ve arkadaşlarının Grendel adında bir canavarla mücadelesini anlatır.

Rus

İgor: XII. yüzyılda Kıpçak Türkleriyle Rusların yaptıkları savaşları anlatır.

İspanyol

La Cid: İspanyolların ulusal kahramanı Rodrigonun XI. yy’da Araplarla mücadelesini anlatır.

Fransız

Chamsen de Röland: Charlemagne Dönemi’nde Müslümanlarla yapılan savaşları anlatır.

İslam Öncesi Türk Destanları

  • Yaratılış Destanı, Altay
  • Alp Er Tunga, İskit-Saka
  • Şu Destanı, İskit-Saka
  • Göç Destanı, Uygur
  • Türeyiş Destanı, Uygur
  • Oğuz Kağan Destanı, Hun-Oğuz
  • Bozkurt Destanı, Göktürkler
  • Ergenekon Destanı, Göktürkler
  • Altın Çüş, Hakas (Tuva)

Yaratılış Destanı

Türklerin Altay-Yakut zamanında çıkan bir destanıdır. Ayrıca ilk Türk destanlarından olma özelliğine de sahiptir. Asya kıtasının çeşitli bölgelerinde yaşayan Türk boyları ve Altay Türkleri arasında söylenmektedir. Türk destanları arasında en eskisidir. 

Radloff tarafından saptanıp yazıya geçirilmiştir. 

Kayra Han Erlik Kişi

Alp Er Tunga

  • İskit-Saka
  • DLT
  • Kutadgu Bilig

Şu Destanı

  • İskit-Saka
  • Bu destanda Şu adlı Saka hükümdarının Makedonya hükümdarı İskenderle yaptığı savaşlar anlatılır.
  • Destanla ilgili bilgileri Divan-ı Lügatit Türk’ten alıyoruz. Makedonyalı İskender, İran’ı ve Türkistan’a saldırmıştı. Bu dönemde Saka ( İskit ) hükümdarının adı Şu idi.
  • Bu Destan Türklerin İskender’le mücadelelerini ve geriye çekilmeleri anlatmaktadır.
  • Zülkarneyn

Göç Destanı

  • Uygur Türklerinin ulusal birliğini koruyan tılsım bozulunca, yurtlarını bırakarak güney batıya doğru nasıl göç ettiklerini anlatır.
  • Kutlu Dağ Hulin ülkesi

Türeyiş Destanı, Uygur

  • Uygur hakanı kızlarını insanlarla evlendirmeye kıyamaz. Tanrı’ya kızlarıyla evlenmesi için yalvarır. Tanrı da kurt suretinde görünerek hakanın kızlarıyla evlenir.
  • Bu evlilikten “Dokuz Oğuz” ve “On Uygur” boyları oluşmuştur.

Oğuz Kağan Destanı

  • Hun-Oğuz
  • Destan Türklerin atası olduğu varsayılan Oğuz Kağan’ın hayatını anlatır.

Bozkurt Destanı

  • Göktürkler
  • Aşına Boyu

Ergenekon Destanı

  • Göktürkler
  • Demir dağ

İslâmiyetin Yayılışı Sırasındaki ve Daha Sonraki Türk Destanları

  • Satuk Buğra,
  • Manas,
  • Battal Gazi,
  • Danişmendname,
  • Saltukname
  • Dede Korkut,
  • Genç Osman,
  • Köroğlu
  • Kuva-yi Milliye,
  • Çanakkale

Satuk Buğra

  • Miraç

Manas

Kırgızların millî destanıdır. Mani dinini yaşayan Karahitaylar ile Müslüman Karahanlılar arasındaki mücadelede Kırgızların durumunu ve Manas adlı kişinin başından geçenleri anlatan destandır.

Danişmendname

Anadolu’nun fethini ve bu mücadelenin kahramanlarını anlatan, 12. yüzyılda sözlü olarak şekillenen 13. yüzyılda yazıya geçirilen İslâmî Türk destanlarındandır.

  1. yüzyılda yaşamış Türk devlet adamı Melik Dânişmend Gazi’nin hayatını, savaşlarını, Anadolu’daki bazı şehirlerin fethini ve çeşitli kerametlerini anlatmaktadır.

Saltukname

  1. yüzyıl alp-erenlerinden olan ve Rumeli’nin Türkleşmesinde büyük rolü bulunan Sarı Saltuk’un efsanevi hayatını anlatan Anadolu Türk destanlarından biridir. 

Dede Korkut

  • Destansı Oğuz hikâyelerinin mecmuasıdır.
  • On iki hikaye içerir.
  • Hikayelerin çoğu Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun iki büyük nehri Amıt suyu (Dicle nehri]) ve Aras nehri civarında geçer.
  • Akkoyunluların bu destanları yazıya geçirttiği tahmin edilmektedir.
  • Günümüze ulaşan iki adet el yazması mevcuttur. Biri 19. yüzyılda Dresden’de, diğer 20. yüzyılda Vatikan’da bulunmuştur.
  • Dede Korkut Hikayeleri ilk olarak Berlin nüshasına dayanarak Kilisli Rifat tarafından 1932’de Arap harfleriyle Kitâb-ı Dede Korkud alâ Tâife-i Oğuzân adıyla İstanbul’da yayımlandı.
  • Orhan Şaik Gökyay, Berlin nüshasını Dresden nüshasının fotoğrafları le karşılaştırarak “Dede Korkut” adıyla (1938) yayımlamıştır.

Genç Osman Destanı,

  1. yüzyılda Kayıkçı Kul Mustafa tarafından yazılan ve Türk halk edebiyatının en önemli epik eserlerinden biri sayılan duygusal koçaklamadır. Yapıtta Osman adındaki genç bir yeniçerinin savaş sırasındaki yiğitliği ve ölümü anlatılmaktadır.

Köroğlu Destanı

Türk, Altay, Anadolu ve Azeri efsanelerinde ve halk öykülerinde yer alan söylencesel kahramanın öyküsünün anlatıldığı bir destandır.

Kuvayi Milliye Destanı

  • Nazım Hikmet’in Kurtuluş Savaşı’nı bölümler halinde anlattığı destandır.
  • Nazım Hikmet, Kuvayi Milliye’yi 1939’da yazmaya başlar, 1941’de bitirir.

EFSANE VE DESTAN ARASINDAKİ FARKLAR

  • Destanların gerçeklik payı efsanelerden daha fazladır.
  • Destanların oluşabilmesi için uzun bir zaman geçmesi gerekir. Efsanede gerekmez.
  • Destanlar daha çok milli iken efsaneler kutsallık taşır.
  • Destanlar çok uzundur. Efsaneler genelde kısa olur.
  • Destanlarda düşman dışardan birisidir. Efsanelerde her zaman böyle olmaz.

EFSANE VE DESTAN ARASINDAKİ BENZERLİKLER

  • İkisi de gerçek dünyada geçer ve yaşanmış kabul edilir.
  • Bazı destanlar zamanla küçülmüş ve efsaneye dönüşmüştür.
  • Bazı efsaneler ise destanların bünyesinde günümüze kadar gelebilmiştir.

Menakıbnameler (Velayetnameler)

  • Genelde dini bir kişiliğin olağanstü hikayeleridir. Daha çok ahlaki bilgiler verilir.
  • Yazıldıkları dönemin sosyal, siyasi ve iktisadi izlerini taşırlar. Bu nedenle tarih açısından oldukça değerlidirler.

Diğer Sözlü Kaynaklar

Tarihi şiirler

Hikayeler

Fıkralar

Atasözleri ve darbımeseller

YAZILI, ÇİZİLİ, SESLİ, GÖRÜNTÜLÜ KAYNAKLAR

  1. Arşivler:
  2. MÜZELİK MALZEME
  • Kitabe, abide heykeller
  • Lahit ve mezar taşları
  • Örf ve adetlere ait maddi kalıntılar
  • Paralar
  • Arma ve mühürler

DİKKAT!!!

  • En eski vekayiname (Kronik)Kayseri piskoposu Eusebios tarafından kaleme alınan ve 323 yılına kadar ki olayları anlatan eserin olduğu kabul edilir.
  • İlk süreli yayınlar Roma’da halkı bilgilendirmek üzere taş veya metal üzerine yazılan ve Acta Diurna Acta Popidi veya Acta Publica diye bilinen duvar gazeteleri olduğu kabul edilmektedir.
  • Matbaanın icadından sonra ilk gazete 1609 yılında Strasburg’da Almanca olarak yayımlandı. Osmanlı devleti sınırları içinde ilk Türkçe-Arapça gazete 1828 yılında Mısır’da yayımlanan Vak’a-i Mısrıyye’dir.
  • Mühürler, ilk çağlardan itibaren gelişerek ve çeşitli şekillere girerek günümüzdeki şeklini almışlardır. Osmanlı döneminde mühür kazıma işi adeta bir sanata dönüştürüldü. Bu işi yapana “hakkâk” adı verilmekteydi.
  • Ülkemizdeki kütüphanelerde Dewey Onlu Sistemi kullanılır. Bu sistemde her bilim dalına bir numara verilmiştir. Kitaplar o sisteme göre raflarda yer alırlar. Örneğin, 000-099 genel konular; 900-999 tarih kitapları için kullanılmaktadır.
  1. Tarama (Kaynak Arama)

Tarihî kaynaklar, bilgi veren kaynağın ve malzemenin cinsine göre şu şekilde sınıflandırılır:

  1. a) Yazılı Kaynaklar: Kitabeler (yazıt), şecereler (soy kütükleri), yıllıklar (anallar), biyografiler (hal tercümesi), takvimler, seyahatnameler, hatıralar, vakayinameler (kronikler), mektuplar, yazılı arşiv malzemeleri örnek olarak gösterilebilir.
  2. b) Sözlü Kaynaklar: Yazıya geçirilmeden önce halk arasında ağızdan ağza söylenen tarihle ilgili bilgilerdir. Destan, şiir, hikâye, efsane ve menkıbe örnek olarak gösterilebilir.
  3. c) Kalıntılar: Arkeolojik kazılarda elde edilen malzemelerdir. Taş, toprak, kemik veya çeşitli madenlerden yapılmış eşyalar, mağara resimleri, kabartmalar, heykeller kalıntılara örneklerdir.
  4. d) Çizili, sesli ve görüntülü kaynaklar: Bu kaynaklara haritalar, taş plaklar, kaset, cd, dvd, fotoğraf vb. örnek olarak gösterilebilir.
  5. Tasnif (Sınıflandırma)

Elde bulunan kaynakların konu hakkında yeterli bilgiyi veremediği durumlarda kaynakların tamamı incelenir, elde edilen veriler belli bir sistem dâhilinde sınıflandırılır.

Bu yöntemle tarih araştırmalarının kolaylaştırılması hedeflenmiştir .

  1. Tahlil (Çözümleme)

Elde edilen bilgi ve verilerin yeterli olup olmadığının kontrol edilmesine tahlil denir.

Bu aşamada sınıflandırılan bilgilerin içeriği değerlendirmeye alınır. Eksiklikler tamamlanır, veriler gruplandırılır.

Bilginin tahlil edilmesiyle eldeki malzeme kullanıma hazır hâle gelir.

  1. Tenkit (Eleştiri)

En doğru bilgiye ulaşmak amacıyla bütün belgelerin eleştiri süzgecinden geçirilerek bilgilerin doğru olup olmadığının ayırt edilmesine tenkit denir.

Kaynakların eleştirisi dış ve iç tenkit olmak üzere iki aşamada yapılır.

Dış tenkitte kaynağın yazarı, basıldığı yer ve zamanı gibi unsurlara bakılarak belge değerinin olup olmadığına karar verilir.

  1. Safha: Müellifin adı
  2. Safha: Eserin adı

III. Safha: Yazıldığı tarih

  1. Safha: Yazıldığı yer
  • KOLOFON: Türk-İslam eserlerinde, eserlerin en sonundaki kayda denir.
  • İSTİNSAH: Bir şeye bakarak aynısını yazmak. (2014 Kpss)
  • MÜSTENSİH: El yazma eserleri çoğaltan (kopyalayan) görevlilerdir.
  • MÜNDERİCAT: İçindekiler kısmı

İç tenkitte ise kaynağın içinde yer alan bilgilerin güvenilir olup olmadığı üzerinde durulur.

Bu nedenle yazılı kaynakların doğruluk derecesi, yazıldığı tarih, yazarı, aynı olaydan söz eden farklı kaynaklar arasında uyum ve uyumsuzluk tenkit aşamasında araştırılır.

İç Tenkit İki Kademeli Gerçekleştirilir.

  1. Terkip (Sentez Yapma)

Kaynakları sınıflandırma, çözümleme ve eleştiri aşamasından geçtikten sonra çalışmaları birleştirmek, bir araya getirmek ve sonuca gitmek işlemine terkip denir.

Tahlil ve tenkit yoluyla olaylara ait birtakım güvenilir bilgiler elde edildikten sonra sıra senteze gelir.

Terkip aşamasında bilgiler esere dönüştürülmek üzere tespit edilir. Eksik olan bilgiler tamamlanır, fazlalık varsa çıkarılır. Daha sonra eserin yazımına geçilir.

Tarihin Tasnifi (Sınıflandırılması)

  1. Zamana Göre Sınıflandırma (Uzunluğuna Taksim)

Zamana göre sınıflandırmada tarihi olaylar çağ ve yüzyıl gibi zaman dilimlerine ayrılarak, kronolojik dilimler halinde incelenir. Tarihin çağlara ayrılmasında insanlık tarihinde yaşanan önemli olaylar dönüm noktası olarak alınmıştır.

İlkçağ Tarihi, Osmanlı Yükselme Tarihi gibi

  1. Mekâna Göre Sınıflandırma (Coğrafi Taksim)

Tarihi olaylar geçtiği yer adlarına göre de sınıflandırılır. Olayların meydana geldiği kıta, ülke veya şehirler göz önüne alınır.

Asya tarihi, Avrupa tarihi, Türkiye tarihi ve İstanbul tarihi gibi

  1. Konuya Göre Sınıflandırma (Derinliğine Taksim)

Konuya göre sınıflandırmada, toplumların siyasi, sosyal, ekonomik, hukuki, dinî, kültürel yönleri ayrı ayrı incelenir. İncelenen konu ayrıntısıyla ele alınır. Araştırılan konunun sınırları bellidir.

Hukuk, Tarihi, dinler tarihi, kültür tarihi askerî tarih, tıp tarihi gibi

TARİH YAZICILIĞI

Tarih Yazıcılığının Gelişimi

Hititlerde anallar (yıllıklar), Kök Türklerde kitabeler, Osmanlılarda vakayinameler, Ruslarda kronikler tarih yazıcılığına örnek gösterilebilir.

Hikâyeci Tarih Yazıcılığı

Rivayetçi tarih türü için referant, narratif, hikayeci, nakilci gibi isimler de kullanılmıştır.

Bu tarz tarihçilik bütün milletlerde ilk aşamadır.

Bu devir Homeros’la en yüksek çağını bulmuştur.

Homeros’un iki eseri vardır. İlyada ve Odyssea. Bunlar eski Grek destan devrinin hatıralarını taşırlar.

Bu tarih anlayışında olaylar yer ve zaman belirtilerek, ancak neden sonuç ilişkileri kurulmadan, yorum yapmadan hikâye ve efsanelere dayanılarak anlatılır.

Tarihçilerin babası olarak bilinen Herodot, Historia isimli kitabında Yunan ve komşu ülke tarihlerini Grek-Pers savaşlarını bu yöntemle yazmıştır.

Olayları bir düzen içerisinde aktarmıştır. XVIII. yüzyıla kadar Avrupa ve İslam dünyasın-da yazılan bazı eserlerde hikâyeci tarih yazıcılığı yöntemi kullanılmıştır.

En kudretli İslam tarihçileri Taberi, İbn’ül-Esir bu tarza mensupturlar. Bunlara aynı zamanda vakayiname veya kronik de denilir.

Öğretici Tarih Yazıcılığı

Literatürümüzde bu tarza “şe’nî tarih” de denir.

Öğretici tarih anlayışında, geçmiş olaylardan dersler çıkarılarak topluma fayda sağlamak, millî birlik hedeflenmiştir.

Zaferler ve kahramanlar İlgi çekecek şekilde anlatılmıştır.

Öğretici tarih yazıcılığının ilk temsilcisi sayılan

Thukydides, Peleponnes savaşlarını bu tarzda yazmıştır.

Ayrıca yine evliya hayatlarını anlatan Menakıbnameler

de bu tarzın örnekleridir.

Özellikle Tanzimat’tan sonra Türkler arasında da prag-matik gelişmiştir.

Nutuk, Vatan Yahut Silistre, Alageyik bu türdendir.

Eski Yunanlı tarihçi Plutarkhos (M.S. 46-120 ?), Romalı tarihçi Tacitus

(M.S. 56-117) ve çağımıza daha yakın olan Floransalı siyaset bilimci Machivelli

(1469-1527) ile İngiliz tarihçi Thomas Carlyle (1795-1881) tarafından devam ettirilmiştir.

İslam tarihinde kaleme alınan ve daha ziyade Hz.

Muhammed’in hayatını ve örnek kişiliğini işleyen Siyer kitapları; Osmanlı padişahlarından, Yavuz Sultan Selim’i anlatan Selimnâmeler ve Kanuni’yi anlatan Süleymannâmmeler

Dinierkil (Teokratik)Tarih Yazıcılığı

Ougust Tanrı devleti’nin Yirmi İki Kitabı

Tanrı Devleti

Şeytan Devleti

İbni Haldun ve İbni Miskeveyh bu anlayışa itiraz etmiştir.

Araştırıcı (genetik) Tarih Yazıcılığı

Bilimsel yöntem ve kurallardan yararlanılarak olayların nedenleri ve sonuçları tarih biliminin yöntemleriyle araştırılır.

Araştırıcı tarih yazımı XIX. yüzyılda doğmuştur.

Bazı tarihçiler, modern tarih yazımını Fransız filozof Voltaire ile başlatırlar .

Ancak bilimsel anlamda bu anlayışın öncüsü Leopold van Ranke’dir.

Fernard Braudel (Fernand Brudel), Marc Bloch (Mark Bloh) ve Halil İnalcık

Bu yöntemde tarihî olaylar tek bir sebebe dayandırılmamış, dönemin toplumsal, ekonomik, siyasi, dinî, kültürel yapıları ayrıntılarıyla ele alınmıştır.

Bu tür tarih yazıcılığında tarihi olaylar kaynaklara dayalı olarak araştırılır ve başvurulan kaynaklar oluşturulan eserde dipnot olarak belirtilir.

Ayrıca araştırıcı tarih yazıcılığında olayların gelişimi, yeri, zamanı, sebepleri ve sonuçları ve bunlar arasındaki ilişkiler bir bütün olarak ele alınır.

Kronik Tarih

Olayların yıl yıl kaydının tutulması

En güzel örneği anallar

Sosyal Tarih

Olayların toplumsal yanı ön plana çıkarılır.

ESKİÇAĞ’DA TARİH

Herodotos: Doğu Akdeniz Bölgesi’nde çıktığı uzun gezilerden sonra kaleme aldığı Historiai adlı eserinde, M.Ö. V. yüzyıldaki Helen-Pers Savaşları’nı tasvir eder.

Titus Livius: Annalistik tarzda Ab urbe condita adlı kentin kuruluşundan kendi çağına kadar bir Roma tarihi kaleme almıştır.

İslam Dünyasındaki Tarih Yaklaşımları

İbni Haldun

  • Mukaddime
  • Tarih felsefesi
  • Devletleri insanlara benzetmiştir. (5 aşama)
  • Osmanlı devlet adamlarını etkilemiştir.

Muhammed b. Cerîr et-Taberî

  • Ta’rîhu’lumem ve’l-mulûk (Kitâbu ahbâri’r-rusûl ve’l-mulûk)
  • Her alanda eser vermiştir.
  • İnsan ırklarının kökeni hakkında ilginç teoriler üretmiştir.

Ahmed b. Yahyâ el-Belâzurî  Futûhu’l-buldân

Türklerde Osmanlı Öncesi Tarih Yazıcılığı

Gazne

el-’Utbî  Tarîhi Yemîn

Ebu’l-Fazl Muhammed el-Beyhakî Târîh-i Beyhakî

Selçuklu

  • ‘İzzu’d-dîn ‘Alî b. Muhammed İbnu’l-Esîr el-Kâmil fî’t-ta’rîh Eyyubi
  • Zahîru’ddîn-i Nîşâbûrî Selçuk-nâme, (günümüze ulaşan en eski Selçuklu tarihi). Tuğrul/Irak Selçuklu
  • İbni Bîbî’nin el-Evâmiru’l-’alâ’iyye fî’l-umûri’l-’alâ’iyye, 1282- Cüveyni/Alaeddin Keykubat
  • Kadı Burhânu’d-dîn Ebû Nasr b. Mes’ûd-i Ânevî , 1212-Enîsu’l-kulûb I. İzzettin Keykavus
  • Kerîmu’d-dîn Mahmûd b. Muhammed-i Aksarayî Musâmeretu’l-ahbâr ve musâyeretu’l-ahyâr, 1323 Timurtaş
  • Aziz b. Erdeşîr-i Esterâbâdî Bezm u Rezm, Kadı Burhanettin
  • Muhammed b. ‘Alî er-Râvendî Râhatu’s-sudûr ve âyetu’s-surûr,  Gıyasettin Keyhüsrev

DİĞER

  • Alâ’u’d-dîn ‘Atâ-Meliki Cuveynî Târîh-i Cihân-guşâ (Moğol)
  • Reşîdu’d-dîn Fazlullâh Câmi’u’t-tevârîh, (Moğol)
  • Mîrhând Ravzatu’s-safâ Hândemîr  (Timur)

Siyaset-Devlet Teşkilatı

Nizâmu’l-Mulk, Siyeru’l-mulk yâ Siyâsetnâme

Ebû Nasr Fârâbî, es-Siyâsetu’lmedeniyye ve el-Medînetu’l-fâzila,

Mâverdî,  Ahkâmu’s-sultâniyye,

Keykâvûs b.İskender, Kâbûs-nâme,

Yûsuf Hâc Hâcib, Kutadgu Bilig,

Gazzâlî, Nasihatu’l-mulûk,

İbni Haldûn, Mukaddime

Seyahatname

  • Plano Carpini (Papanın elçisi); Avrupa’dan Altınorda→ Batu Han
  • Wilhelm von Rubruck (Haçlı); Avrupa’dan Altınorda→ Batu Han
  • Marco Polo (babası ve amcası); Avrupa’dan Çin→ Kubilay Han
  • İbn Battuta; Arabistan’dan Altınorda→ Özbek Han
  • İbni Fadlan; Bulgarlar, Oğuzlar, Başkırtlar, Pecenekler ve Tatarlar

UYARI:

  1. Babür Şah Bâbürnâme adlı eseri otobiyografi türünde dünya klasiklerinden olup Çağatay edebiyatının en güzel örneklerindendir.
  2. Ebulgazi Bahadır Han’ın (Hive’de Şeybanî hanlarından) Şecere-i Türk ve Şecere-i Terakime (Türkmenlerin Şeceresi) eserleri önemlidir.

Osmanlı Tarihçiliğinin İlk Örnekleri

Yahşî Fakîh’in Menâkıb-ı Âl-i Osman adlı eseri bilinen en eski Osmanlı tarihidir.

Osmanlı tarihçiliğinin günümüze ulaşabilen en eski örneği Ahmedî’nin Germiyanoğlu Süleyman Şah için yazdığı İskendernâme’sine ek olarak 1390’da telif ettiği ve 1403 yılında Yıldırım Bâyezid’in şehzâdelerinden Emir Süleyman’a takdim ettiği Dâstân-ı Tevârîh-i Mülûk-i Âl-i Osman adlı manzum eserdir.

  • Osmanlıda olayların kaydını şehnameci adı verilen görevliler tutardı. (Fatih-Kanuni)
  • İlk şehnameci; Arifi Fethullah Çelebi
  • yüzyıldan itibaren vakanüvislik ortaya çıkmıştır.
  • Vakanüvisler devletin resmi tarihçileridir.
  • İlk resmi Osmanlı vakanüvisi, Naima Efendi’dir.
  • Son vakanüvis ise Abdurrahman Şeref Efendi’dir.

Önemli Osmanlı Tarihçileri

Aşıkpaşazade

Tevarihi Ali Osman

Kuruluştan II. Bayezid’in saltanatının ortalarına kadar

Fatih Dönemini kendi gözlemleriyle anlatır.

Neşri

Cihannüma

Aşıkpaşazadeden etkilendi.

İdrisi Bitlisi

Heşt Behişt

İlk sekiz Osmanlı padişahı

  1. Yüzyıl Osmanlı Tarihçileri ve Eserleri

– Ahmedî – iskendername (Osmanlı tarihinden bahseden en eski eser)

– Şükrullâh Efendi – Behcetü’t-Tevârîh

– Kaşifî – Gazaname-i Rum

– Oruç Bey – Tevarih-i Âl-i Osman

– Nişancı Karamanî Mehmet Paşa – Tevarihü’s-Selati- nü’l-Osmaniyye

– Aşıkpaşazade – Tevarih-i Âl-i Osman

– Enverî – Düsturname-i Enverî

– Mehmed Neşrî-Cihannüma (Tenkitçi tarzda yazılmış ilk eser)

– Dursun Bey – Sultan Mehmet Han

– Saruca Kemal- Dasitan-ı Âl-i Osman (Selatinname)

– Behiştî Sinan Çelebi – Tevârîh-i Âl-i Osmân

– Ruhi Çelebi Mahmûd el-Bayâtî – Câm-ı Cem-Âyîn

XVI. Yüzyıl Osmanlı Tarihçileri ve Eserleri

– İdris-i Bitlisi – Sekiz Cennet (Heşt bi-hişt)

– Keşfî Mehmed Çelebi – Selimname

– Şükrî Bitlisî – Selimname

– Hadîdî – Tevarih-i Âl-i Osman

– Kemal Paşazade (İbn-i Kemâl) – Tevarih-i Âl-i Osman

– Matrakçı Nasuh – Beyân-ı Menâzil-i Sefer-i Irâkeyn

– Muhyittin Cemali – Tevarih-i Âl-i Osman

– Rüstem Paşa – Tevarih-i Âl-i Osman

– Lütfi Paşa – Tevarih-i Âl-i Osman

– Ferdi – Süleymanname

– Ahmet Taşköprülüzade – Şaka’ikü’n-Nu’maniye fi-Ulemai’d-Devietü’l-Osmaniye

– Zalm mir Mehmed Kâtib – Câmi’u’t-Tevârîh

– Koca Nişancı – Tabakatü’l-Memalik fi-Derecatü’i-Mesalik

– Mehmet Paşa (Küçük Nişancı) – Tarih-i Nişancı

– Feridun Ahmet – Münşe’aü’s Selatîn

– Mustafa Cenabi – Tarih-i Ce- nabi

– Hoca Sadettin Efendi – Tarihlerin Tacı

– Gelibolulu Mustafa Ali – Künhü’l-Ahbar

– Selaniki Mustafa – Tarih-i Selanik

XVII Yüzyıl Osmanlı Tarihçileri ve Eserleri

– Mehmet bin Mehmet – Nuhbetü’t-Tevarih ve’i-Ahbar

– Mustafa Koçi Bey – Risaie-i Koçi Bey

– İbrahim Peçevi -Tarih-i Peçevî

– Kâtip Çelebi (Hacı Halife Kalfa) – Fezleke-i Tarih, Keşfüz Zünun, Cihannüma

– Kara Çelebizade Abdülaziz Efendi- Süleymanname

– Solakzade Mehmet Hemdemi -Fihrist-i Şahan

– Evliya Çelebi – Seyahatname

– Müneccimbaşı – Sahayi-şüI-Ahbar

– Mustafa Naima – Tarih-i Naima (İlk Vakanüvis)

– Yirmisekiz Mehmed Çelebi > Sefaretname

XIX. Yüzyıl Osmanlı Tarihçileri ve Eserleri

– Hayrullah Efendi – Tarih-i Dev- iet-i Aiiyye-i Osmaniyye

– Atabey – Ata Tarihi

– Mustafa Nuri Paşa Netaicü’l- vuku’at

– Ahmet Cevdet Paşa – Mecelle,Tarih-i Cevdet

  • Joseph von Hammer, Devlet-i Osmâniye Tarihi
  • Johann Wilhelm Zinkeisen, Osmanlıİmparatorluğu Tarihi
  • Nicolae Jorga, Osmanlıİmparatorluğu Tarihi

Cumhuriyet Dönemi tarih anlayışının ortaya çıkmasında Atatürk’ün rolü büyüktür.

Atatürk’ün Çanakkale Cephesi’ndeki görevleri içeren “Arıburnu Muharebeleri Raporu” adlı eseri “tarih” kelimesiyle başlar.

TARİH EKOLLERİ

ANNALES EKOLÜ

Fransız dergisi Annales d’histoire économique et sociale de dile getirilen tarih yazıcılığı ekolüdür.

1929 yılında Marc Bloch ve Lucien Febvre’nin tarih bilimini geliştirmek üzere sosyoloji, ekonomi, psikoloji vs. diğer sosyal bilimler ile işbirliğini öneren bir ekoldür.

Bütünsel tarih anlayışı

Annales Ekolünün İlkeleri

Marc Bloch

Karşılaştırmalı tarih anlayışını geliştirmiştir, ona göre bu iki şekilde yapılabilir, ya birbirine uzak toplumlar arasındaki benzerlikler ya da mekânsal olarak birbirine yakın toplumlar arasındaki farklar incelenmelidir. Böylece benzerlikler ya da farklar tespit edilerek tarihsel gelişimin ne olduğu ortaya konulabilir.

Kendisi kitaplarını yazarken, birçok farklı disiplinden yararlanmış ve bir olayı veya bir dönemi anlatmak yerine her zaman problem odaklı tarihçilik anlayışına sahip olmuştur. O zamanki tarih yaklaşımından farklı olarak, Annales’cılar tarihi anlatmak yerine sorularını sorup bunlara bütün olarak cevap aramışlardır.

Fernand Braudel

Braudel tarihi, anlatı tarih (kronolojik tarih) yerine sorun tarih olarak düşünür. Braudel, ‘tarihsel zaman’ın değişim sürelerine sahip birimlere bölünebilir olduğunu düşünür

Fuad Köprülü’yü etkilemiştir.

  • Felipe Döneminde Akdeniz ve Akdeniz dünyası
  • Uygarlık Tarihi
  • Maddi Uygarlık ve Kapitalizm

Georges Duby

Marc Bloch’un Öğrencisidir.

Le dimanche de Bouvines adlı kitabının önsözünde, sahip olduğu tarih anlayışının, duygusal olanı bir kenara ittiğini ve olayların basit bir muhasebesinin çıkarılmasının yerine problemi ortaya koyup çözmeye, yüzeysel olanı görmezden gelip ekonomi, toplum ve medeniyetin uzun ve orta vadeli gelişimini gözlemlemeye çalıştığını yazmıştır.

Annales Ekolüne Mensup Türk Tarihçiler

Fuat Köprülü

Ömer Lütfi Barkan

Halil İnalcık

FRANKFURT EKOLÜ

Frankfurt okulu, Almanya’da 1923 yılında kurulan ve sosyoloji, siyaset bilimi, psikanaliz, tarih, estetik, felsefe, müzikoloji gibi farklı disiplinlerden insanları bir araya getiren Toplumsal Araştırma Enstitüsü`nün bir düşünce akımı olarak ifade edilmesidir.

Okulun genel yaklaşım biçimi eleştirel teori olarak adlandırılmaktadır. Hem kapitalizmin hem de Sovyet sosyalizminin eleştirisi, Frankfurt Okulu’nun ana düsturu olarak belirtilebilir. Marksist eleştirel toplum teorisinin tıkanmış olduğu ve sergilenen pratiği ile çözümsüz bir noktaya ulaştığı düşünülmektedir. Bu tarihsel koşullarda Frankfurt Okulu, tıkanmış olan teorik alanı aşarak yeni bir eleştirel toplum teorisi ortaya koymaya yönelmiştir.

Max Horkheimer Theodor W. Adorno Walter Benjamin

MALTHUSÇU TARİH ANLAYIŞI

Nüfusun ahlaki yasalarla denetlenmesini savunur

Darwin’i etkilemiştir.

MATERYALİST TARİH ANLAYIŞI

Karl Marx ve Frederic Engels

Hegel-Marx çizgisindeki tarihçiler, tarih içindeki olayların tamamen iktisadî etkenler ile gerçekleştiğini savunurlar.

Pozitivist Sosyal Bilim Yöntemi

Auguste Comte (1789-1857) tarafından geliştirilen pozitivizm, toplumsal yaşamın doğal yaşama benzer bir nesnel gerçekliği olduğu yönünde temel bir varsayıma dayanır. Bu açıdan pozitivizm doğa bilimlerinde kullanılan niceliksel bilgiye dayalı bilimsel yöntemin sosyal bilimlerde de kullanılabileceğini savunur. Auguste Comte’un doğal yaşamla toplumsal yaşam arasında temel bir fark görmeyen, bu nedenle de her ikisinin tek bir evrensel yöntem aracılığı ile araştırılıp açıklanması gerektiğini öne süren görüşü, pozitivist sosyal bilim yönteminin dayandığı en önemli varsayımlardan biridir.

Pozitivistlere göre yalnızca gözlenebilen, ölçülebilen ve sınışanabilen olguların bilimsel bir gerçekliği vardır ve toplum hakkındaki doğru gerçekler ancak bilimsel yöntemlerle keşfedilip analiz edilebilir.

 Emile Durkheim

Yorumlayıcı Sosyal Bilim Yöntemi

Yorumlayıcı sosyal bilimin temelleri Alman sosyolog Max Weber’e kadar gitmektedir.

Pozitivist sosyal bilimin aksine yorumlayıcı sosyal bilim, hermeneutik (yorum bilgisi) olarak adlandırılan bir teori ve yöntemle bağlantılı olarak gelişmiştir.

İDEALİST  TARİH ANLAYIŞI

İmmanual Kant

DIŞAVURUMCU TARİH ANLAYIŞI

Ekspresyonist

Aşırı subjektif

Tarihin bir bilim dalı olduğunu kabul etmezler.

Destanlar önemlidir.

İNSAN MERKEZLİ TARİH ANLAYIŞI

Hümanist

TAKVİMLER

Takvimler temel olarak iki gurupta incelenir

—–1—–

Güneş yılını esas alan

—–2—–

Ay yılını esas alan takvimler

Dünya’nın güneş etrafındaki bir tam dönüş süresi olan 365 gün, 6 saati bir yıl olarak kabul eden takvimlerdir.

Güneş takvimi İlk defa Mısır’da kullanılmıştır.

Mısırlıların bu takvimi Roma İmparatoru Julius Caesar (Juli Sezar) zamanında bazı düzeltmeler yapılarak Jülyen takvimi adıyla kullanılmaya başlandı.

Bu takvim daha sonra papa XIII. Gregorius tarafından yeniden oluşturularak 1582 yılından itibaren Gregoryen takvimi olarak kullanılmaya başladı.

Bugün dünya genelinde kullanılan takvim budur.

Türklerin Kullandıkları Takvimler

Edouard Chavannes’in “Le Cycle turc des Douze Animaux 12 Hayvanlı Türk Takvimi”, adlı araştırmasına göre Asya’da kullanılan 12 Hayvanlı takvim Türklere ait bir takvim sistemiydidi ve Çinliler bu takvimi Türklerden almışlardı. Chavannes bu yüzden de araştırmasının adını 12 Hayvanlı Türk Takvimi koymuştur. Türklerin kullandığı ilk takvim, Güneş yılına göre olan ve yılları hayvan isimleriyle  belirten on iki hayvanlı Türk takvimidir. 12 Hayvanlı Takvimde Yıl Adları:

  • Fare •Öküz
  • Kaplan •Tavşan
  • Ejderha •Yılan
  • At •Koyun
  • Maymun •Tavuk
  • Köpek •Domuz

               

Göktürkler, Uygur Türkleri, Tuna Bulgarlaı, İdil Bulgarları da kullanmış

İslamiyet’in kabulünden sonra Hicri takvimi kullanmaya başlamışlardır.

Hicri Yılın Miladi Yıla Çevrilmesi

Hicri yılı 33’e bölünüz.

A sayısını hicri yıldan çıkarınız.

B sayısını 622 ile toplayınız.

Örnek

1420 : 33 = 43. 03 (=43) (A sayısı)

1420 – 43 = 1377 (B sayısı)

1377 + 622 = 1999

Miladî Yılın Hicri Yıla Çevrilmesi

Miladi yıldan 621 rakamını çıkarınız.

A sayısını 33’e bölünüz.

A sayısını B sayısı ile toplayınız.

Örnek

1999 – 621 = 1378 (A sayısı)

1378 : 33 – 41. 75 (=42) (B sayısı)

1378 + 42 = 1420

Büyük Selçuklular zamanında Celali takvimi kullanılmıştır. Bu takvim Melikşah’ın emriyle Ömer Hayyam başkanlığındaki bir komisyon tarafından hazırlanmıştır.

21 Mart  Nevruz – Yılbaşı ve baharın başlangıcı

Osmanlılar, Hicri takvimin yanında mali işlerde kullanmak üzere güneş yılına göre düzenlenen Rumi takvimi de kullanmışlardır.

Tanzimat Dönemi’ne kadar Osmanlı Devleti’nde Hicrî takvim her sahada resmi takvim olarak kullanılıyordu. Yılbaşı 1 Muharrem’di. Tanzimat Dönemi’nde, 13 Mart 1840 Miladi tarihi, 1 Mart 1256 Cuma günü olarak Rumi takvimin yılbaşı kabul edildi. Bu tarihten sonra çift takvim uygulaması başladı, aynı anda hem Hicri takvim hem de Rumi takvim 1870 miladi yılına kadar birlikte uygulandı. 

1917 yılında ise Takvim-i Garbi adıyla Miladi takvime yakın bir takvim kullanılmıştır.

TARİHİN FAYDALANDIĞI BİLİM DALLARI

Coğrafya

Tarihi olayların yerinin belirlenmesinde, olayın olduğu coğrafyanın iklim, bitki örtüsü, yeryüzü şekilleri ve arazi yapısının olay üzerindeki etkisinin bilinmesinde coğrafyadan yararlanılır.

Arkeoloji (2014 ÖABT)

Kazı bilimidir, toprak ve su altındaki maddi kalıntıları ortaya çıkarır.

Özellikle tarih öncesi döneme ait araştırmalarda tarih biliminin en önemli yardımcısıdır.

Örneğin, Gordion, Alacahöyük ve Alişar’da yapılan kazılar tarih öncesi ve tarihi çağların başlangıcında Anadolu’da hangi medeniyetlerin yaşadığını öğrenmemizi sağlar.

Antropoloji (İnsan Bilimi)

Genel olarak insan bilimi anlamına gelen Antropoloji, tarih içinde insanın yaptıkları, ürettikleri ve davranışları ile ilgilenir.İnsanlar arasında benzeşen ve ayrışan hususları mukayeseli olarak inceleyen Antropoloji hem fiziksel hem de kültürel olarak insan davranışlarının tümünü ele alır. Bu vesile ile Tarih biliminin en önemli yardımcı bilim dallarındandır.İnsan hakkında her şeyi kendine konu edinen antropoloji, pek çok alt dallara ayrılmakla birlikte; iki temel alanda ele alınabilir.

  1. Fiziksel Antropoloji
  2. Kültürel Antropoloji

Etnografya (Kavimler Bilimi)

Toplumun örf, âdet ve gelenekleri ile sosyal ve kültürel yapılarını inceler.

Etnografyanın çıkardığı bulgular özellikle yazılı kaynakların yetersiz kaldığı dönemlerin aydınlatılmasında önemli katkılarda bulunur.

Hukuk

İnsanların birbirleriyle ve devletle ilişkilerini düzenleyen kurallara hukuk denir. Hukuk kuralları toplumların yaşayış ve kültürleri ile ilgili ipuçları verir. Hukuk ile tarih ilişkisi insanlığın varoluşundan beri devam etmektedir.

Kronoloji (Takvim Bilimi)

Kronoloji, tarihi olayların zamanının belirlenmesinde ve sıralanmasında tarihe yardımcı olur.

Zamanı doğru tespit edilemeyen olayların doğru olarak değerlendirilmesi çok zordur.

Edebiyat

Edebiyat duygu ve düşünceleri söz ve yazı ile anlatma şeklidir.

Önemli tarihi gelişmeler roman, hikâye, masal, şiir gibi edebiyat eserlerinde işlenmiştir.

Örneğin Dede Korkut Hikâyelerinden, Oğuz Kağan, Bozkurt gibi destanlardan Türklerin yaşantıları, örf ve adetleri ile ilgili bilgiler ediniriz.

Felsefe

İnsana doğru düşünmeyi, veriler arasında ilişki kurmayı, farklı açıdan bakmayı öğretir.

Bu sayede olayların farklı yönleri, farklı neden ve sonuçları ortaya konulabilir.

Paleografi (Yazı Bilimi)

Paleografi eski yazıları okuma bilimidir.

Tarih araştırmalarında toplumun dilini bilmek kadar kullandığı yazıyı da bilmek gerekir.

Epigrafi

Anıtlar üzerindeki kitabeleri ve yazıları inceleyen bilim dalıdır.

Filoloji ve paleografi bilimleri ile iş birliği içerisinde çalışır.

Anıtlar üzerindeki kitabeler ait olduğu dönem hakkında önemli bilgiler verir.

Örneğin; Asur ve Urartu hükümdarları saltanatları boyunca kazandıkları zaferleri ve yaptıkları işleri kronolojik olarak kitabeleştirmişlerdir

Sosyoloji

İnsan topluluklarının yaşayışlarını, meydana getirdikleri kurumları ve bu kurumların toplumsal yaşama etkilerini inceleyen bilim dalıdır.

Tarih insan topluluklarının yaşayışlarını incelediğinden sosyoloji biliminden yararlanır.

Filoloji (Dil Bilimi)

Geçmişte veya günümüzde var olan dilleri inceler.

Diller arasındaki akrabalık bağlarını ve sözcük alış verişlerini araştırarak, toplumların kültürel alandaki gelişmişliklerini ve değişik kültürler arasındaki ilişkileri aydınlatır.

İstatistik

Belirli bir amaç için veri toplama, tablo ve grafiklerle özetleme, sonuçları yorumlama, özellikler arasındaki ilişkiyi araştırma, çeşitli konularda geleceğe ilişkin tahmin yapma

Nümizmatik (Meskukat)

Eski paraları inceler.

Bu paraların hangi medeniyete, hangi döneme ait olduğunu inceleyerek tarihe yardımcı olur.

Para üzerinde yer alan bazı yazılar, devlet, hükümdar, devletin mali gücü gibi konularda tarihçiye önemli katkı sağlar.

Madalyalar para şeklinde iken, nişanlar genelde ait olduklar ülkelerin de sembollerini gösteren daha gösterişli ve şekilli olurlar.

Ekoloji

Canlıların birbirleri ve çevreleriyle ilişkilerini inceleyen ve doğanın korunmasına yönelik çalışmalar yapan bilime ekoloji denir.

İnsanın üretim ve tüketim faaliyetlerinin doğanın dengesini bozması bu bilimin ortaya çıkmasına ortam hazırlamıştır.

Kimya

Kimya bilimi tarihi bulguların hangi döneme ait olduğunun belirlenmesi konusunda tarihe yardımcı olur.

Kimyada kullanılan Karbon 14 metoduyla, tarihi buluntuların madde yapısı incelenerek ait oldukları dönem belirlenmeye çalışılır.

Sanat Tarihi

Sanat tarihi kısmen arkeolojinin de metotlarını kullanarak son zamanlarda gelişme göstermiş bir bilim dalıdır.

Bu bilim fertlerin ve toplumların bıraktıkları eserleri inceleyerek kültürel gelişmişlikleri hakkında bilgi verir.

Heraldik

Heraldik bilimi armaları inceleler. Armalar, içlerinde tarihin aydınlatılmasında önemli rol oynayan birçok bilgi barındırır. Bu açıdan Armalar tarih bilimi için oldukça önemlidir.

Onomastik

Yer adlarını inceleyen bilimdir.

Yer isimlerinin anlamlarını toplumların akraba olup olmadığını koydukları yer isimleri ile tespit etmeye yarar.

(Toponomi de yer adlarını inceler)

Antroponomi

Şahıs adları bilimidir.

Stratigrafi

Höyüklerin dizilişlerini, yığışmalarını, birbirleriyle ilişkilerini ve katmanlar arasındaki zaman dilimlerini ve sürelerini inceleyen bilim dalıdır.

Sicilioğrafya

Mühür bilimi ( Hakkak: Osmanlıda mühür kazma işini yapan kişi)

Arkeometri: Fizik, kimya,

jeoloji gibi bilim dallarının

yöntemleriyle arkeolojik

buluntuların ve yerleşimlerin

tarihlendirilmesidir.

Şecereler (genoloji) Ensap cetvelleri: Hazırlayana nessab bu tür eserlere de Kitabül Ensab denir.

Diplomatik

Belgeler bilimidir. Devletlerarası antlaşmaları, fermanları, berat ve vesikaları şekil ve içerik bakımından inceleyen bilim dalıdır. Tarihsiz belgelerin tarihlendirilmesi, sahte belgelerin gerçeklerinden ayrılması gibi konular diplomatik biliminin kapsamına girer.

HAT ÇEŞİTLERİ

Sülüs

  • Aklam-ı Sittenin en eskisidir.
  • Oldukça zor olduğundan günlük yazılarda kullanılmaz.
  • Sanat yazısıdır.
  • Tabelalarda levhalarda kullanılır.
  • Daha büyük olanlarına celi sülüs denir ve kitabelerde kullanılır.
  • Arşiv belgelerinde çok nadir kullanılmıştır.

Nesih

  • Sanat yazısı olmamakla birlikte işlekliği dolayısıyla Kur’an ve diğer kitapların istinsahında kullanılmıştır.
  • İşlekliği okunmasına engel değildir. Harfler birbirinden ayırt edilebilir.
  • Arşivdeki nesih yazıları nesih kırmadır (harekesiz).

Tevkî’

  • Ferman ve beratlarda kullanılmış bir yazı çeşididir.
  • Padişahın tuğrasına tevkî’ nişancıya da tevkı-î denirdi.
  • İlk devir fermanlarında kullanılmış ancak zamanla terk edilmiş ve yerini divanî yazıya bırakmıştır.

Rıka’

  • Hızlı yazıldığı için harfler birbirine bitiştirilmiştir.
  • Daha çok mektup ve yazışmalarda, vakfiyelerde kadılarca düzenlenen borç ve alım satım senetlerinde kitap sonlarındaki ferağlarda ya da asıl metne karışması istenmeyen bölümlerde kullanılmıştır.

Not: XIX. yüzyıl yazısı olan Rık’a ile karıştırılmamalıdır.

Muhakkak

  • Harfler çok nettir. Okunması kolaydır.
  • Çok tercih edilmemiştir.

Reyhanî

  • Muhakkak yazısının bir türüdür.
  • Rağbet görmemiştir.

Kûfî

  • Kitabelerde ve kitap kapaklarında kullanılmıştır.

Ta’lik

  • İran menşe’lidir.
  • Osmanlılarda Fatih devrinden itibaren saraya İranlı sanatkârların getirilmesiyle görülmeye başlanmıştır.
  • Celî Ta’lik en mükemmel devrine İstanbul’da ulaşmıştır.
  • İlmiye mensupları tarafından tercih edilmiştir. (Şeyhülislam fetvaları, şeriyye sicilleri, kadı arzları hüccetler)

Divanî

  • Divanı Hümayunda tutulan kayıtlar bu türden olduğu için divanî denmiştir.
  • Matrakçı Nasuh mucidi olarak gösterilir.
  • Divanda tutulan her türlü ferman berat name ahitname tahrir defterleri mühime defterleri bu yazıyla tutulurdu.
  • Arşiv belgelerinde en çok rastlanan yazı türüdür.

Siyakat

  • Arşiv belgelerinde okunması en zor olanıdır.
  • Maliye evkaf tapu kayıtları gibi gizlilik gerektiren belgeler bu yazıyla Farsça kalıplar kullanılarak yazılmıştır.

Rık’a

  • yüzyılda divanî yazının yerini almıştır.
  • Bâb-ı Âli Rık’ası denilen bir türü vardır.